21 Aralık 2009 Pazartesi

Nepotizm Üstüne...

Maalesef evet, çok karşılaştığımız bir durum bu. Ama istisnalarda yok değil, tüm aile şirketlerini aynı kefeye koyup değerlendirmek haksızlık olacaktır bence. Ancak ben şimdi bu duruma uyan bir örnek verceğim... Çalıştığım şirkette departmanda iki uzmandık; Biri profesyonel (Ben) , diğeri nepotizm kavramına cuk oturan kişi (Şirket Kurucusu’nun kızı...) Ben her zaman profesyonellerle çalışmayı tercih ve teklif ettim. Ancak karşı taraf yine nepotizm olgusuna uygun şekilde yakın çevresinden destek almayı tercih ediyordu. Hayır, karşı değilim.


Eğer hizmet alınan ajans v.b kurum işinde gerçekten iyi ise hay hay, ama eline yüzüne bulaştıracaksa ve bunun kurumsal yapıya zarar vereceği gayet açıksa neden bu zorlama? Bu konu da çok düşündüm ve vardığım sonuç; Özellikle günümüz ekonomisinde maliyetleri biraz daha kısıtlamanın, bu düşüncenin arkasında yatan önemli bir sebep olduğu. Katılır mısınız bilmem...


Berna ERÖNDER

19 Aralık 2009 Cumartesi

Durex devam

Keşke olsaydı konsepte devam

Keşke Olsaydı



Durex reklam yapsaydı. Keşke olsaydı... Bugün, çok yoğun değildik. Yoğunluğa alışmışız. Elimiz durmadı... Çıkan bu...

17 Aralık 2009 Perşembe

Mad Men...

Bugünlerde reklam ile ilgili hangi foruma girsem, baksam, incelesem bir başlık; Mad Men…

Forumlarda iş icabı biraz da bile bile “ ah” demek için çok geziyoruz. “Ah” dedirten reklamları gördüğümüzde bu işe olan sevgimiz daha da artıyor. Ancak reklam forumlarını gezerken dikkat ettiğim bir başlık oldu.  MadMen…  Konusu mu? Vikipedi’de yazdığına göre şöyle:

“Mad Men, Matthew Weiner tarafından yaratılan Amerikan televizyon drama dizisi. Lionsgate Televizyonu'nun yapımcılığını üstlendiği dizi, ABD ve Kanada'da kablolu yayın kanallarından AMC tarafından gösterilmektedir. 19 Temmuz 2007'de gösterime giren dizinin 26 Ekim 2008'de ikinci sezonu sona ermiştir. Üçüncü sezon ise 16 Ağustos 2009'da başlayacaktır. Bu dizi, Türkiye'de E2 kanalı tarafından gösterilmektedir.

Madison Avenue, New York'taki kurgusal Sterling Cooper adlı reklam şirketinde yaşananları yansıtan dizi, 1960'lar Amerikası'nda geçmektedir. Dizide; üst düzey reklam şirketi yöneticisi Don Draper (Jon Hamm) ve hayatındaki insanlar konu edilmektedir. Ayrıca 1960'lar Amerikası'ndan günümüze meydana gelen sosyal değişiklikler gözler önüne serilmektedir.

Dizi şimdiye kadar iki Altın Küre ve altı Emmy Ödülü'nün aralarında olduğu çok sayıda ödül kazanmıştır.”

Bütün forumlarda yazıyor. Birçok reklam yazarı, editör, tasarımcı, bu işle uğraşan kim varsa dizinin ütopik kişiliğini eleştirmiş.  Ancak görünen o ki; sadece Türkiye’de değil, tüm dünyada insanlar mesleklerini savunmaya geçince saldırganlaşıyor. Oysa, elbette her reklam ajansı yöneticisi çapkın değildir ve diğerleri… Dedik ya dizi ütopik… Yani hayali… Birçoğumuz yıllarca polislerle ilgili türlü çeşitli filmler ve diziler izledik. Hepsi mükemmel gerçekliği anlatmıyordu.

İçsel olarak, reklamcılık ve onun yan çalışma şekillerini anlatan televizyon şovlarından haz duyuyorum. Nasıl anlatırsa anlatılsın. Bu, mesleğimize karşı önem ile ilgili diye düşünüyorum. Sonuç olarak sadece ürünü veya firmayı değil, her olguyu markalaştırmak bu gibi stratejilerden geçer.

Creative Director of GP

Gökçen TANER

4 Aralık 2009 Cuma

Reklam ve Advertisement

Birçok reklam ajansının iletişim stratejileri diye tanıttığı şey, aslında satış ve pazarlamaya yönelik bir reklamdır.

Bu Blog’a ustalar da giriyor, çıkıyor. Öyle bilmişlik yapmak, ahkâm kesmek, “vay ben daha iyi bilirim” gibi şeyler söylemek istemiyorum. Naçizane birkaç düşüncem var. Bunları beyan edeceğim.

Büyük üstatların kitaplarını okurken ilginç yazımlar ve anlamlar ile karşılaşıyoruz. Bunlardan bazıları, üstadın tamamen kendisinden kaynaklanıyor. Örneğin; Aşık Veysel, Karacaoğlan, Köroğlu gibi halk şairleri (ozanlar) konuşma diline yakın yazar ve pek de öyle ‘imlâ nedir’ tanımazlar. Ancak ozanlar arasında bazıları vardır ki; gerek dönemin saltanatından çok iyi Osmanlıca, gerekse TDK’dan mükemmel Türkçe öğrenmişlerdir. Örnek mi? “Kul Himmet, Aşık Dertli gibi…”

Yalnız bu üstatların diğer kısmı var ki; onlar daha başka… Onlar ‘ağır’ sözcüğünü okunuşu gibi ‘ağar’ yazarlar. İşte biz reklam sektörünün her bir üyesi de üstat olmadan bu hatalara düşüyoruz.

Bu işin beşiği ABD sınırları içerisinde reklam sözcüğü yerine ‘advertisement’ kullanılır. Bu sektörde de görevlerine meslekler ayrılmıştır. ‘Metin yazarı, sanat yönetmeni, yaratıcı yönetmen, grafik tasarımcı v.s.’ Ancak bu meslekten olan tüm meslektaşlarımıza ‘advertisor’ yani reklamcı denir. Bu anlamda reklam; fikir ve bu fikrin prodüksiyonu olarak görülür.

Buraya kadar her şey gayet normal değil mi? Elbette reklamı yaratan adamın adı reklamcıdır. Fakat Türkiye’ye gelince isimler değişiyor. Kökü İtalyanca sözcük ‘libero’ serbest demek iken biz de stoperin arkasındaki son adama anlamına dönüşüyor. Birden çok büyük reklamcılar da ‘iletişim stratejisti’ oluyor. Belki anlam köküne baktığımızda doğru anlama geliyor. Fakat bu işin en büyükleri mütevazı davranıp ‘advertisement’ sözcüğünü ‘ads’ sözcüğüne çevirirken biz uzatıp da uzatıyoruz. Sonra çok iyi bildiğimiz o ‘yalınlaşmak’, ‘sadeleşmek’ ve ‘basitleştirmek’ kanunlarını hiçe sayıyoruz. Bence tüm sektör, övüne övüne ‘ben reklamcıyım’ diyebilmeli.

Madalyonun diğer yüzü… Türkiye’de nice tabela, matbaa ve diğer baskılarla uğraşan emektarları (ki onlar bu işin en önemlileridir) ‘reklamcıyım’ diye bas bas bağırıyor. Ancak her tabela, kağıda veya başka bir malzemeye basılmış her şey reklam değildir. Hatta niceleri, tanıtım elemanı bile değildir. Bunun gözden kaçması, gerçek reklamcıları yani kendi tabirleriyle iletişim danışmanlarını bu sektörden ayırma ihtiyacı duyuruyor.

Kıssadan hisse… Çalıştığımız ve hatta hayat tarzımız olan reklamcılık da çok büyük terminolojik hatalar yapılıyor. Ancak bu hataların diğer sektörlerde de yapıldığı aşikâr. Sonuçta kimse yaptığı meslek dolayısıyla yerilemez ve yüceltilemez de… Önemli olan yapılan işin iyi olması veya kötü olmasıdır.

Gökçen TANER
Creative Director of GP