31 Ekim 2009 Cumartesi

Özalp Yeni Sezona Hazır

Özalp’e fotoğraf çekmemiz ve tasarlamamız lazım… Hazırlanın çocuklar… Yeni bir kış, yeniden Özalp...

Özcan Abi, Mesut’un çok eski bir abisi… Otomobil tutkuları onları bir araya getirmiş. Ancak elbette iş güç başlayınca tutkular geri planda kalabiliyor. Gerçi hala bir araya geldiklerinde otomobillerden ve hızdan bahsediyorlar. Ben de katıldım bir iki defa… Keyifli…

Her neyse Özcan Özalp nam-ı diğer Özalp Giyim’in patronu, tam bir fikir adamı. İlginç fikirler ile mağazaya daha çok insanı çağırmayı ve satışını arttırmayı planlıyor. Bunun için daha önce denenmiş bir fikri vardı. Ancak bizimle görüştüğünde Mesut’un da fikirleriyle gelişen bir pazarlama ve satış stratejisi reklam alanına döküldü. Birkaç gün içerisinde Demirtepe dolaylarından geçerseniz, Özalp şık ürünlerini küçük bir cep ilanında görebilirsiniz.

Özcan Abi ve ekibi ile çalışmak bizim ekibimiz için ayrı bir zevkti. Yeni insanları tanımayı seviyoruz. Ama onlar da cana yakın olunca tadından yenmiyor. İlk görüşmemizden sonra iki hafta geçmişti. Daha önce planlandığı gibi, ürünler geldi. Sonra bir erkek görünümlü cansız manken… Bu da ne? Omuzları benimkinin üç… Yok yok dört katı. Kazaklar biraz zor girecek.

Önce gömleklerden başlıyoruz. Çağlar, fotoğrafları çekmeye başladı. Fotoğraflar güzel çıkıyor. Yaşasın Özlem’e daha kolay bir işi bırakıyoruz. Bugün gömlekleri ve kazakları bitireceğiz.

Ve geniş omuzlu cansız manken Arnold geldi. Sıra sende Arnold… Göster gücünü! Kazakları giymekte bizim Arnold direniyor. Özalp ekibinden iki kişi sadece Arnold’ın kaslı vücuduna kazakları sokmaya çalışıyor. Biz de fotoğraflara bakıp nasıl sonuç aldığımızı ölçüyoruz. Tabii ki biraz erkek modası ve otomobil sohbeti işin tuzu biberi oluyor.

***

İkinci gün, her şey daha hızlı gelişebilir. Ceketler ve kravatlar kaldı. Kol düğmeleri ise benim özel ilgi alanımı oluşturuyor. Bugün Arnold gelmedi. Sıradan bir terzi mankeni geldi. (Sormuştum ancak ismini bile hatırlamıyorum.)

Önce kravatlar ve sonra ceketler çekiliyor. Çekimler iyi gitti. Sıkıntımız yok. Olsaydı ne yapardık?

***

Üçüncü gün, tasarım aşamasına geçiyoruz. Bütün ürünler, dekupe edilecek. Üç el bu dekupe işlemi ile uğraşıyor. Cristobal’ın kabanlarının fotoğrafları, firmanın kendisinden gelmişti. Tasarım şablonu oturtmak da gerekiyor. Çok zamanımız kalmadı. İki gün içinde baskıya girmesi gerekiyor.

Akşam üstü, Özcan Abi geliyor. Birkaç değişiklik istiyor. Beğendiği ve mutlaka koyulması gereken ürünler düzgünce yazılıyor. Son aşama fiyatlar… Ancak yetişmeyecek. Özlem harıl harıl çalışıyor. Yetişmeyecek… Galiba bu gece buradayım.

Özlem ve bilgisayarı...


***

Son günümüz. Bizim de beğendiğimiz son şablonu birkaç eksikle Özcan Abi’ye sunuyoruz. Durum olumlu. Kapak bile tamam. Sadece artık baskıya gitmesi gerekiyor. Ancak son onay için Özcan Abi’ye e posta atıyoruz. Artık baskıya gidebilir. Son.

Çok yorulduk ama değdi. Herkes mutlu olmuştur umarım…

22 Ekim 2009 Perşembe

Ah İstanbul, İstanbul…

KlimaPlusReferans Kataloğu görüşmelerinin son aşamasını yapmak için yolculuğa çıktık. Aslında “bir taşta iki kuş vurmanın” anlamsız coşkusu da vardı içimizde. PromoTürk’e de katıldık.

İstanbul’a Ajans Başkanı ve Müşteri İlişkileriDirektörümüz Mesut S. Bıyık ve ben Kreatif Direktör olarak gitmeyi planlamıştık. Elbette iki kişiyle araca binilince hemen “başka kimi çağırabiliriz” düşüncesi kafamıza yerleşti. Mesut; “bunu niye düşünmedik” sözleriyle ajansımızın fotoğraf sanatçısı Çağlar Sarıyı da çağırma teklifimi kabul etti. Çünkü Klima Plus’ın referans fotoğraflarının İstanbul ayağı daha bitmemişti. İşte size iki kuştan fazlası… Üçüncü kuşu da araca aldıktan sonra gece yolculuğu başladı. Herkes üzerine rahat birşeyler giysin. Gece yarısını bir iki saat geçe İstanbul’dayız.
Çağlar Sarı - Mesut S. Bıyık

Yolculuğumuzun kimi zaman uyuyarak, kimi zaman birilerini eleştirerek geçen kısmı keyifliydi. Durduğumuz yerlerin birer broşürünü alıp daha iyisini nasıl yapacağımızı tartışmamız da cabası. Son olarak işte gişelerden geçiyoruz. Aman allahım, KGS kullanım özürümüzü yine ortaya koyduk. Bir gün Grand Prix ekibinin her üyesi KGS kullanmayı öğrenecek. O zaman da yeni bir geçiş sistemi çıkaracaklar.

Gökçen Taner -Mesut S. Bıyık

Saat 2:00, İstanbul Kadıköy’ün karanlık sularına bakıyoruz. Karşıda ışıklar; “Yeditepe burada” diyor. “Bugün değil ama yarın yanındayız Yeditepe…” diyoruz. Kadıköy’de çayımızı içiyoruz. Hareket vakti bizi Moda tarafındaki fenerin biraz adrenalin dolu yoluna taşıyor. Saat 3:30 suları… Uyku vaktinin bizi yatacağımız yere taşıması gerekiyor. Ertesi gün fuar var. Hem de son günü…

Sabah çok erken olmasa da uyandığımızı hatırlıyorum. Yüzümüzü yıkayıp kahvaltı masasına oturduktan sonra günü daha net izleyebileceğim.

En sonunda fuar yolu… Fuara Çağlar ve ben gideceğiz. Fotoğrafların çekilmesi gerekiyor. Ben ise “promosyon ürünlerinin içinden belki birşeyler çıkarır mıyım” diye soruyorum kendime. Bir saatlik karşı yakaya geçiş sonunda CNR’dayız.

Önce PromoTürk diye kuyumculuk fuarına girmeye çalışıyoruz. Elimizdeki davetiyeleri gösterince kadın bizi yabancı sanıyor. “On the left” diye bizi uyarıyor. İyi ki el hareketleri var. Yoksa sola doğru gittiğimizde tekrar sola döneceğimizi kesinlikle anlayamayacaktık.

İşte sonunda PromoTürk kapısındayız. İçeri girdiğimde fuarı sıradan bir promosyon fuarı gibi düşünüyoruz. İçlere yönelmek lazım. Ancak ben en baştan başlamayı tercih ediyorum. Kriz promosyon kataloglarını da vurmuş. İlk stand bize katalog vermiyor. Sonra içlere yöneliyoruz. İçeride birçok ürün bize merhaba diyor. Hatta müşterimiz Misli Estetik için düşündüğümüz flash disk bizi heyecanlandırıyor. Fotoğrafları, çek Çağlar.


Ertesi gün KlimaPlus’ın toplantı odasındayız. Yavuz Bey bizi çok iyi ağırlıyor. Ben bu kadar güleryüzlü birini görmedim. KlimaPlus’ın gelişimini daha iyi anlayabiliyorum. Güleryüz herşeyi çözer. Sonra Umut Bey, bize olması gereken tasarımda olmasını istedilklerini anlatıyor. Şimdi sıra uygulamada.

Bir sonraki gün eve dönüş… Hepimiz yorgunuz. Uyudum. Çok dalga geçtiler ama gelene kadar uyudum.

Gökçen TANER
Creative Director of GP

16 Ekim 2009 Cuma

Rastlantı ve Doğuş...


İletişim sanatları öyküsünün dört kişi üzerindeki etkisine yansıdı, üzerine bir isim oturdu ve Grand Prix Ads. Mark. Com. ortaya çıktı.

Öykü, bir derginin kariyer sayfalarında bulunması ile başladı. Fikirler, o kadar büyüdü ki dergi bünyesinde kalamadı. Kreatif reklam alanında yeni oluşumlara yol açtı. Grand Prix doğdu.